SENEM GEZEROĞLU İLE “HARFLERİN AŞKI” ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ

Mine KÖKER

KÖKER: Kendinizi anlatır mısınız biraz. Sizi tanıyalım.
GEZEROĞLU: Bu soruyu gerçek anlamda cevaplayabilmem için öncelikle kendimi tanıyor olmam lazım. Ah bir tanısam… Ne zor kişinin kendini tanıması. İnsan ki en çok kendine yabancı. Tüm bu yabancılıkları bir kenara bırakır da kendimize bir yabancı gibi dışardan bakarsak, hayatımız zahiren şöyledir:
“1986, Kayseri doğumlu… İlk ve orta öğrenimini aynı kentte tamamladı. Üniversiteyi yine Kayseri’de Erciyes Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü’nde okudu. Şu an Türkçe öğretmeni olarak görev yapmakta, Yeni Türk Edebiyatı alanında çalışmaktadır. Yazarın deneme, edebî eser inceleme, tahlil ve tanıtım, öykü ve söyleşi türünde eserleri yayımlanmıştır. İLESAM ve ESKADER üyesi olan Senem Gezeroğlu’nun yazıları Türk Edebiyatı, Hece, Hece Öykü, Ayvakti, Temrin, Edebiyat Ortamı, Berceste, Yolcu, Erciyes, Türk Yurdu gibi süreli dergilerde ve başta Sanat Alemi olmak üzere bir çok e-dergide yer almıştır.”

KÖKER: Harflerin Aşkı kitabınızın ana fikri nedir?
GEZEROĞLU: Aslında kitaba ana fikirden ziyade birçok ana duygu hâkimdir. Bunların başında ilahi ve beşeri aşk, sevgi, tasavvuf, yalnızlık, hüzün gibi duygular gelir. Hemen hemen her duygu Eski Türk Edebiyatı bilgileriyle harmanlanmaya çalışılmıştır. Mazmunlar etrafında dönen ama kendi bünyesinde özgün olan temalar, harflerin kurmaca dünyasında yeniden inşa edilmiştir. Tabii ki harflerin sevgisi ve yardımıyla… Edebiyat aşkıyla…

KÖKER: Harflerin Aşkı’nı bir derviş aşkı olarak da düşünebilir miyiz?
GEZEROĞLU: Muhakkak burda dile gelen aşkta tasavvuf önemli bir rol oynar. Kendini bütün yazılarda hissettirir. Tasavvuf öğretisinde ise bütün yollar Hakk’a, bütün yollar O’na gider. Yazmak da bu yollardan sadece biridir. Sizin sorunuzla birleştirecek olursak harfler, kişinin Allah’a ulaşmasında sadece birer vesiledir. Tıpkı derviş gibi… Ama bu kitapta daha ziyade kişinin içinde bulunduğu duygu durumları kendine harfler ile bir suret bulmuş ve yazıya dökülmüştür. İnsanlardan kaçıp harflere sığınanların; edebiyata, kâğıda ve kaleme âşık olanların kitabıdır Harflerin Aşkı.

KÖKER: Harflerin yaşamla bağlantısı beyaz bir nokta mı sizce?
GEZEROĞLU: Güzel bir tarif, kelâmınıza bereket… Evet, hayat beyaz bir sayfa ve harfler de beyaz bir nokta.. Aslında hep hayatımızda ama hiç değil gibi… Bir parçası ama aslında tamamı gibi. Daha da ne denir ki…

KÖKER: “Kadının Arz-ı Hâli” denemenizde kadının kalbi geçmişle şimdiki zaman arasında mekik dokuduğunda neler fısıldar bize?
GEZEROĞLU: Benim için önemli kavramlardır “kadın” ve “zaman”. Her ne kadar Harflerin Aşkı’nda bu iki kavramı yüzeysel geçsem de son iki yıl boyunca yayımlanan öykülerimin hemen hepsinde zaman kavramı geçmiş, feminist bakış açısı ön planda olmuştur. Harflerin Aşkı’nda açıkça anlatmadığım, harflerin arasından konuştuğum bu kavramlar, yeni çalışmalarda oldukça ön planda. “Kadının Arz-ı Hâli”nde sizin de ifade ettiğiniz gibi bir kadın kalbi var. Birçok kadın kalbi var. Yüzyıllar boyunca bize anlatılmışLeyla ile Mecnun’un Leylâ’sı, Yusuf ile Züleyhâ’nın Züleyhâ’sı, Kerem ile Aslı’nın Aslı’sı, Ferhat ile Şirin’in Şirin’i var. Gelenekte, daha dar kapsamıyla Eski Türk Edebiyatı’nda özellikle “âşık” motifi üzerinde durulur. Âşığın gözleriyle bakılır dünyaya. Onun çektiği sıkıntılar, yaşadığı zorluklar, duyduğu acılar vb dile getirilir hep. Oysa tüm bu mesnevilerde, halk hikayelerinde böylesine derin aşkların muhatabı olan “kadın”lar genelde gölgede kalmıştır. Oysa onların da bir kalbi, onların da çeşitli duyguları vardır. Kadın da sever, kadın da âşık olur. Hatta yeri gelir bir erkekten daha çok âşık olur. Fakat ne yazık ki, “geçmiş zaman”da bunu dile getirme fırsatı, aşkını ve acısını yaşama imkânı yoktur kadının. Ben bu denememde onların gözünden, onların harflerinden bakmak istedim dünyaya. Geçmiş aşklara yolculuk yapmak ve kadınların bakış açısıyla harflere sığınmak… Sadece fısıldadım sizin de ifade ettiğiniz gibi… Oysa o kadınlar kim bilir, bütün duygularıyla yeri göğü inletti. Biz duyamadık.

KÖKER: Son olarak “Bir hazan vakti” denemenizi göz önünde tuttuğumuzda bizi besleyen aşk nedir?
GEZEROĞLU: “Bir Hazan Vakti” adından da anlaşılacağı üzere bir hüzün vakti yazılmıştır. Diğer yazılarım gibi… Dolayısıyla bizi besleyen aşk, en çok hüzündür. Şair boşuna dememiştir “hüzün ki en ziyade yakışandır bize” diye. Ya da bir başka şair “yalnız hüznü vardır kalbi olanın” diyerek boş yere konuşmamıştır. İnsan isek, bir kalbimiz varsa şayet, sevebiliyorsak, âşık olabilirsak ne mutlu bize… Diğer tüm güzel duygular beraberinde gelir. Hüzün de benim en çok sevdiğimdir. Hüzünle beslenmeyen, kederle yoğrulmayan, hicranla yanmayan, hüsranla yakmayan bir aşktan hayır gelmez çünkü. Tüm bunlar kemâle ermek ve gerçek bir âşık olabilmek için elzem süreçler… Bir hazan vaktinde hüzünlenmek ise bunların sadece başı…

KÖKER: Çok teşekkür ederim. Elinize sağlık. Sevgiler, saygılar.
GEZEROĞLU: Asıl nezaketiniz ve muhabbetiniz için ben teşekkür ederim. Sonsuz selam ve sevgiler.

senemgezeroglu_p68zid